26 Apr
26Apr

“Vekil oldum diye kimseyi küçümsememeli; önce insan olunmalı” 

Siyasi arenada her gün yeni yüzler görsek de bazı isimler duruşlarıyla, geçmişleriyle ve taşıdıkları değerlerle hemen fark edilir. Ali Yüksel’de onlardan biri. Hem yurtiçinde hem yurtdışında din hizmetlerinden, öğretmenliğe, sivil toplumdan siyasete uzanan bir hayat hikâyesi var. Bugün Yeniden Refah Partisi Konya Milletvekili olarak görev yapan Yüksel’le; yaşamından Meclis deneyimlerine, siyasetin dönüşümünden toplumsal meselelere kadar pek çok konuyu içtenlikle konuştuk. Sadece bir siyasetçinin değil düşünen, sorgulayan ve çözüm üreten bir insanın dünyasına konuk olduk.

Sayın vekilim kendinizi tanıtır mısınız? 

Merhabalar, ben Ali YÜKSEL. Antalya’ya bağlı Doyran köyünde doğdum. İlkokulu köyümde liseyi ise imam hatip lisesi olarak Antalya’da okudum. Yüksekokul ve yüksek lisansüstü eğitimimi İstanbul’da tamamladıktan sonra Antalya’ya müftü muavini olarak tayin oldum. Buradaki görevimde 1 seneyi doldurmadan vatani görevim nedeniyle askere gittim. Askerlik dönüşü İstanbul Çatalca Müftülüğüne tayin oldum. Sonrasında Ankara Diyanet İşleri Başkanlığı Merkezinde Olgunlaştırma Müdür muavini olarak göreve başladım. Kendi isteğimle öğretmenliğe geçiş yaptım ve Alanya Lisesinde Din Bilgisi Ahlak Dersleri öğretmeni olarak çalışma hayatıma devam ettim. Antalya’da bir ortaokulda öğretmenliğime devam ederken anarşi hadiselerinin ortaya çıkması üzerine Almanya’daki kardeşimin burada hem doktoranı yaparsın hem de derneğimizde hizmet edersin sözü üzerine Almanya’ya gittim. 

1978 yılının 11.ayında Almanya’da yabancılar enstitüsünde lisanımı geliştirdim. Ortaokul ve yüksekokulda Almanca okumama rağmen üniversitede doktora yapmak için dil eğitimim yeterli değildi. Bir camide fahri olarak hizmet etmeye başladım. Genç yaşlı demeden toplanıp dersler yapıyorduk. Cuma günleri vaaz veriyor hutbe okuyorduk. Bir süre kadar bu şekilde görev yaptıktan sonra ticarete atılma kararı aldım ve bir market açtık. Daha çok Türkiye’den gelen ürünleri satıyor aynı zamanda da Alman müşterilere Türk yemeklerini tanıtıyor hatta öğretiyorduk. 

Sonrasında milli görüş teşkilatları beni önce Rum bölgesinden sorumlu bölge başkanı yaptılar. Kısa bir süre sonra genel merkezde genel sekreterlik verdiler. 2005 yılında genel başkanımız İstanbul vekili olunca beni de genel başkan olarak seçtiler. Bir dönem yani 5 yıl genel başkanlık yaptım ama 1990 yılında Almanya’da yaşayan Müslümanların kurmuş olduğu değişik federasyonların ve büyük derneklerin kurmuş olduğu İslam konseyi tarafından bana din kurulu başkanı ve Şeyhülislam unvanını verdiler. Bu görevde de bir dönem yani 5 yıl kadar çalıştıktan sonra 2000 yılına az bir zaman kala yani 1999 yılının ortalarına doğru kendi isteğimle görevlerde affımı istedim ve orda ticari bazı işlere teşebbüs ettim. 2006'da Bağcılar Belediyesi'nde Başkan Müşaviri oldum.2009 yılında başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan Bey benimle başbakan müşaviri olarak çalışmak istediğini söyledi biz de kabul ettik. Daha çok yurtdışındaki vatandaşlarımıza ilgili konularda kendisine 3 yıl kadar müşavirlik yaptım ve ben 2011 yılının sonunda emekli oldum. 

Emekli olduktan sonra Dostluk Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği’ni kurduk. Derneğimizin birçok şehirde şubeleri var. Haftalık derslerimiz sohbetlerimiz oldu. İnsanlarımıza inancımızın manevi ve ahlaki yönlerini elimizden geldiğince anlatmaya çalıştık. 2018 yılına kadar Ak parti’deki görevlerime devam ettim lakin Ak Parti’nin sergilemiş olduğu tutumları beğenmediğim için ayrıldım. 

23 Kasım 2018 tarihinde Fatih Erbakan liderliğinde Yeniden Refah partisini kurduk. Yeniden Refah partisinin kurucu üyelerinden biriyim. İlk kuruluş yıllarında STK den sorumlu genel başkan yardımcılığı yaptım daha sonra 2019 da kongreden sonra merkez yürütme kurulu MYK dediğimiz kurulda bana yurt dışında uzun süre kaldığım için yurt dışı vatandaşlar başkanlığı verildi. Genel başkan olarak  bir müddet devam ettim sonrasında müsaade istedim ve  Antalya’ya gittim. Konya’nın damadı olmam nedeniyle Konya’da Yeniden Refah Partisi’nden birinci sıradan aday gösterildim.2023 yılında vekil oldum ve Konya milletvekili olarak görevlerimi sürdürmekteyim. 

Birçok gazete evliliğim hakkında birçok şey yazdı çizdi. Sizlerin vasıtası ile konuyu birde burada açıklayım. İlk eşim vefat etti. İkinci ve üçüncü eşimden anlaşmalı olarak ayrıldım. Milletvekili olduğumda evli değildim. Makedonya’ya gittiğimde tavsiye üzerine şuan ki eşimle tanıştım ve evlenme kararı aldık. Eşim Konyalı ve Konya’da büyümüş. 

Konya ile ilgili projeleriniz var mı? Bunlardan bahseder misiniz? 

Tabii ki. Konya gerek tarım yönünden ve gerekse sanayi yönünden gelişmiş bir ilimiz. Tarım konusuyla ilgili, sulama ve su dertleri, obrukların oluşması, Beyşehir gölünün ıslahı gibi konularda projelerimiz oldu. Basın toplantılarımız, soru önergelerimiz,  kanun teklifimiz oldu. Konya’ya sanayi konusunda destek vermemiz gerektiğinin bilincindeyiz. Bunun dışında trafik sorunu ve çevre yolunun tamamlanması ile ilgili de gündem dışı konuşmalarımız oldu. Bunların üzerine gidiyoruz. 

Milletin vekili olarak biliyoruz ki halktan gelen her taleple ilgilenmeye çalışıyorsunuz. En sık karşılaştığınız talepler neler? 

Halktan gelen istekleri iki bölümde ayırt edebiliriz. Kiminin bireysel istekleri oluyor iş istiyor, bulunduğu yerdeki görevini beğenmiyor nakil istiyor vb. Bireysellerin dışında şuan genel olan şeyler EYT lilerin sorunu, astsubayların sorunu ve kadroya geçemeyen sözleşmeli personellerin sorunu diyebiliriz. Ayrıca memurlar arasındaki maaş farkları da gelen talepler arasında. 

Vatandaşlar sizden en çok ne talep ediyor? 

En çok bireysel talepler arasında iş, tayin gibi konular var. Genel talepler arasında ise EYT’liler, sözleşmeli personellerin kadroya geçmesi, astsubayların özlük hakları gibi konular öne çıkıyor. Ayrıca memurlar arasındaki maaş adaletsizliği de ciddi bir gündem. 

Tüm Konya Milletvekilleri farklı partilerden olsa bile birlikte şehrimizle ilgili çalışmalar yürütebiliyorlar mı? 

Açıkçası fiilen böyle bir birlikteliği şu ana kadar gerçekleştiremedik. Sadece Konyaspor'la ilgili bir kez topluca bir araya geldik. Konyaspor Başkanı ve yönetim kurulu üyeleriyle bir toplantı yapıldı. Toplantı sonrası bizleri ayrı ayrı ziyaret ettiler. O görüşmelerde şunu ifade ettim: Spora elbette destek verelim ama bu destek sadece futbola yönelik olmamalı. Futbolun dışında da gençleri kötü alışkanlıklardan uzak tutacak, onları geliştirecek farklı spor dallarına da yönelmeliyiz. Voleyboldan bilardoya kadar pek çok alanda sporun yaygınlaştırılması gerektiğini savundum. Futbol çok masraflı bir alan, dışarıdan oyuncu transferlerine büyük paralar harcanıyor. Oysa spor, yalnızca bedeni değil aklı ve gönlü de eğiterek gençleri topluma kazandırmalı. 

Yani şimdiye kadar sadece spor konusunda bir birliktelik sağlandı diyebilir miyiz? 

Evet, sadece o vesileyle bir araya geldik. Onun dışında bireysel olarak görüşmelerimiz oluyor ama herkes kürsüde partisinin düşüncelerini savunuyor. 

Peki sizin gönlünüzde nasıl bir tablo var? 

Ben tüm Konya milletvekilleriyle dostane ilişkiler kurmaya gayret ediyorum. Gönlümde olan şu: Ayda bir ya da iki defa sadece Konya milletvekilleri olarak bir araya gelip ortak akıl geliştirebilsek… Konya’nın sorunlarını birlikte ele alıp çözüm üretsek. Böyle bir birlikteliği gerçekten çok isterim. Hatta sadece Konya için değil, Türkiye genelindeki tüm partilerin önde gelen isimlerinin de belli konularda bir araya gelerek ortak akılla hareket etmeleri gerektiğine inanıyorum. Eğer bir partinin temsilcisi diğerine hakaret ederse, o da cevap verirse arada düşmanlık oluşur. Ne yazık ki Meclis'te buna benzer birçok tartışmaya şahit olduk, çok üzüldüm. Bu, geri kalmış ülkelerin parlamentolarında gördüğümüz manzaralar gibi. Oysa biz daha seviyeli bir dil kullanmalıyız. Ben bir konuşmamda da milletvekili arkadaşlara şunu söyledim: Herkes inandığı doğruları elbette dile getirsin ama bunu daha yumuşak, daha saygılı bir üslupla yapsın. Bunu söylediğimde farklı partilerden milletvekilleri gelip “Aslında ihtiyacımız olan şey tam da bu” diyerek takdirlerini ilettiler. Ben de işte böyle bir ortamın oluşmasını içtenlikle arzu ediyorum. 

Size ulaşmak kolay mı? 

Elimden geldiğince her arayana cevap vermeye çalışıyorum. Müsait olmadığımda dönüş yapıyorum. Tanımadığım numaralara da bakıyorum. Ulaşılamadığımı söyleyen varsa nedenini öğrenmek isterim. Vatandaşımızın talepleri bizim için kıymetlidir. 

Vekillik beklediğinizden daha mı zor? 

Açıkçası, burada kimseye hakaret etmek istemem ama genel anlamda milletvekilliği kalitesinde ciddi bir düşüş olduğunu gözlemliyorum. Vekil adayları belirlenirken sadece parası var mı diye bakmak yerine; bu kişinin kafa ve gönlü bu işe uygun mu, kültür seviyesi nedir, ahlaki ve inanç yapısı nasıl gibi kriterlere dikkat edilmesi gerekiyor. Herkes için söylemiyorum elbette; çok nitelikli, kıymetli vekillerimiz de var. Ancak ne yazık ki, seviyesinin düşük olduğunu düşündüğüm kişiler de Meclis’te yer alıyor. Bu tarz kişilerin memlekete fayda sağlaması zor. Bir de şu var: Vekil olmak insan olmanın önüne geçmemeli. Vekil oldum diye burnu havada dolaşmaya, insanlara yukarıdan bakmaya gerek yok. Neticede biz vekiliz ama millet asil. Onlar bizden daha kıymetli. Önce insan olmak lazım. 

Bir siyasetçi olarak “Siyasi yaşamımda şunu öğrendim” dediğiniz neler var?  

Ben uzun yıllardır siyasetin içindeyim. Ne yazık ki gördüm ki Türkiye’de siyaset, ülkenin ilerlemesini engellemek için dış güçler tarafından organize edilen bir oyuna dönüştürülmüş durumda. Demokrasi adı altında, insanları bölerek, birbirine düşürerek “böl, parçala, yönet” taktiği uygulanıyor. Biz kendi kendimizi yönettiğimizi sanıyoruz ama aslında çok profesyonel yapılar tarafından yönlendiriliyoruz. Bu yapıların elinde medya var, algı operasyonları yapıyorlar. Meclis’te yaşanan sert tartışmalara, hakaretlere bakın… Bunların toplumda kutuplaşmadan başka bir etkisi yok. Biri kalkıp diğer partiye saldırıyor, o da karşılık veriyor. Kürt meselesi üzerinden kışkırtmalar yapılıyor, insanlar birbirine düşürülüyor. Sonuçta, bu kavgadan memleketin gerçek sorunlarıyla ilgilenecek zaman kalmıyor. Dış güçler de zaten bunu bekliyor. İnsanlar birbiriyle çatışırken onlar devreye girip “barış getireceğiz” diyerek işgal ediyorlar. Irak’ta, İran’la yıllarca savaştırdıkları Saddam’ı sonra kendileri devirdiler. Bu, çok organize bir sistem. En üzücü tarafı da şu: Toplumda siyaset adeta bir dine dönüşmüş. İnsanlar “Dinimden vazgeçerim, partimden vazgeçmem” diyor. Oysa siyaset aslında çok şerefli bir iştir. İmam Gazali de “siyaset, toplumun idaresi için en şerefli meslektir” der. Ama bozulduğu zaman, fayda yerine zarar verir. 

Sayın vekilim yaşlı hakları komisyonu kurulmasını önermiştiniz bu konu ile ilgili ne gibi çalışmalar yapmaktasınız

 “Yaşlılara sadece yardım değil, onur da vermeliyiz” Evet, Avrupa’da yaşayan dostlarımızdan Dr. Kemal Aydın’ın çalışmaları bu konuda ilham verici oldu. Yaşlılarımız kahve köşelerinde yalnızlaşmamalı. Onlara yönelik kültürel, psikolojik, sağlık temelli projeler üretilmeli. Bilgi ve tecrübeleriyle topluma yön vermeliler. 

Sayın vekilim Sivil Toplum Kuruluşlarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundunuz, sizce STK’lar Türkiye de ne düzeyde etkili? 

Bu konu aslında çok çetrefilli. Türkiye’de etkili olan birkaç yapı var. TÜSİAD gibi, artık MÜSİAD da belli ölçüde etkili. Sendikalar var. Ama onun dışındaki vakıflar, dernekler, STK’lar ne yazık ki gerçek anlamda toplum üzerinde etkili değil. Eskiden Osmanlı döneminde bu işler çok güçlüydü. Ahilik teşkilatı gibi yapılar, hem ticarette hem ahlaki gelişimde topluma yön verirdi. Tekkeler, zaviyeler, vakıflar vardı. Toplum kendini bu kurumlarla beslerdi. Ama bugün geldiğimiz noktada bu gelenek zayıfladı. STK’larda genellikle menfaati olan insanlar kümeleniyor. Toplumun geneli ise ilgisiz. Oysa Avrupa’da insanlar en az dört-beş derneğe üyedir, aidat öder, aktif olarak çalışır. STK’lar hükümet üzerinde ciddi baskı unsuru olabilir. Bizde ise maalesef herkes biraz bir şeyler tırtıklamanın peşinde. Bu çok acı bir tablo. 

Yani STK’lar Türkiye’de hak ettikleri etkiyi gösteremiyor mu? 

Maalesef gösteremiyor. Elbette istisnalar var. Gerçekten topluma hizmet eden yapılar da var ama genel tablo böyle değil. STK’lar, toplumun gönlünde hak ettiği yeri edinemiyor. Ne halkla güçlü bağ kurabiliyorlar, ne de hükümetler üzerinde etkili olabiliyorlar. Bunun sebebi hem toplumun ilgisizliği hem de kuruluşların kendi içindeki dağınıklığı. 

Son olarak genel bir değerlendirme yapmanızı istesek ne söylersiniz? 

Son olarak şunu söylemek isterim: Merhum liderimiz Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın dediği gibi, “Önce ahlak ve maneviyat.” Bu çok önemli. Toplumda teknoloji gelişebilir, insanlar zenginleşebilir ama ahlak yoksa huzur da olmaz. Bugün insanlar bir park yeri kavgasından birbirini öldürebiliyor. Üç-beş bin liralık alacak yüzünden cinayet işlenebiliyor. Toplum adeta patlamaya hazır bir bomba gibi. 

Bu durumun temel nedeni, ahlak ve maneviyatın gittikçe zayıflaması. Evet, Diyanet var ama siz Diyanet’in elini kolunu laiklik gibi sınırlamalarla bağlarsanız, gerçek anlamda hizmet edemez. Onlar da hac, umre gibi işlerle uğraşıp ticarete yöneliyorlar. Çünkü asıl görev alanlarına girdiklerinde hemen tepki geliyor, susturuluyorlar. 

Biz bu toplumun %99’unun Müslüman olduğunu söylüyoruz ama ben bu rakama çok da inanmıyorum. Hele hele son zamanlarda ateizm, deizm gibi anlayışlar yaygınlaşıyor. Ama yine de çoğunluğun Müslüman olduğuna inanıyoruz. O zaman yapılması gereken açık: İslam’ın kaynağından, yani Kur’an ve sünnetten doğru şekilde öğrenilmesini ve uygulanmasını sağlamak. Geçmişte İslam’a sımsıkı sarıldığımız dönemlerde bizimle kimse baş edemedi. Bugün de gerçek bir dönüş için bu yola ihtiyacımız var.


Röportaj & Fotoğraf: Ahmet Çakır

Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.